Biraz da Türkçe Konuşsak..!

Siz çocuğunuza Coni veya Bob isimlerini verir misiniz?

“Böyle soru olur mu? Elbette hayır.” diyebilirsiniz.


Fakat bu soruyu sormama, ülkemizin başına gelen en büyük tehlikelerden biri olan “yabancılaşma” sebep oldu. Yıllar geçtikçe öyle değişik haller alıyoruz ki bunu takip etmek bile başlı başına bir mesele.

Türkiye bugün bütün vücuduna yayılan “yabancılaşma” virüsüne birdenbire yakalanmamıştır. Tanzimat sonrası ülkemiz yabancılaşma sorunu ile sert bir karşılaşma yaşadı. 1953’te ise 1923’ten itibaren süren Türkçeleştirme çalışmaları bir yana bırakıldı ve Türkiye’de ilk defa İngilizce eğitim sistemi başlatıldı.

1953’teki bu oluşumla beraber yavaş yavaş bir “yabancı hayranlığı” baş gösteriyor. Derslerin İngilizce olarak verildiği lise ve üniversitelerin çoğalmasıyla bu, daha da yaygınlaşıyor. Anadilde eğitimin yerini yabancı dillerin alması sistemli bir anlayış bozukluğunu da beraberinde getiriyor. Bugüne dek bu sorun büyüdü ve hâlâ büyümekte.

Medyada, eğitimde, ticarette, sosyal yaşam alanlarında kendini rahatsızlık verdirecek biçimde hissettiren yabancı hayranlığımız, günlük konuşmalarımızdan dükkânımıza astığımız tabelaya kadar etki ediyor.

   Günlük zaten 250 kelimeyi geçmeyen konuşmalarımız içine bir de hayran olduğumuz yabancı kelimeleri ekleyerek daha da zarar veriyoruz bünyeye. Bu bünye şahıstan başlayıp koca ülkeyi saran bir bünye. Elbette insanlarımız kendi başlarına üretmiyorlar bu zararlı oluşumları. Halkımıza etki eden en büyük kuvvet medyadır.

Maalesef gittikçe yozlaşan medya kültürü, bizleri de yozlaştırmak için büyük gayret sarf ediyor. Bu konuda RTÜK’e büyük görevler düşüyor. Öyle bir hâl almışız ki, bizi Avrupa’daki şarkı yarışmasında temsil edecek ses sanatçımız bile katılacağı yarışmada Türkçe şarkı söylenmesi yönündeki isteklerimizin “geri kafalılık” olduğunu vurguluyor. Kendimizi kime beğendiriyoruz acaba? Soyumuzun bağlı olduğu toprağa mı? Yoksa iki puan bile vermeyecek “yabancı”lara mı?

Bu mesele, işin bir boyutu sadece. Başka boyutlara da bakalım. Mesela, Malatya gibi bir Anadolu ilinde ufak bir gezinti yapmanızı tavsiye ederim. Aklınıza önce şöyle bir düşünce gelecek:

“Malatya, mütevazı bir Anadolu ilidir. Herhalde batıda yer alan olumsuzluklara orada rastlayamayız...”

   Maalesef yanıldığınızı söylemek zorundayım. Bu mütevazı memlekette dahi o etkileri fazlasıyla göreceksiniz. Kot Shop, Koltuk Showroom, Spor Body Center, Kayısı Production, Reklam Agency, Düğün Palace, Ali Mini Store, Veli Big Market vs... türden pek çok mekânla karşılaşacaksınız.

Bundan birkaç yıl önce Malatya çok güzel bir uygulama içerisindeydi. Yabancı isimlere sahip olan müesseseler isimlerini Türkçeye çevirmedikleri takdirde cezalırılıyorlardı. Ve faydalı sonuçlar alınmıştı. Bir süre geçtikten sonra “yabancı hayranlığımız” yeniden şahlı ve sanki inatlaşmışçasına çoğalmaya başladı. Güzelim Türkçe dururken Batı dillerinde ifadeler tabelalara, kartvizitlere yansıdı. Ne oluyor böyle olunca? Kalite mi artıyor dersiniz? Hayır. Müşteri mi artıyor? Hayır. Ne oluyor o zaman? Yoksa biz sömürge memleketi miyiz?!

Bu kötümser tabloların içerisinde güzelliği yaymaya çalışan birçok platform ve sivil toplum kuruluşları bulunmakta ve bunlar zorlu mücadeleler vermekte. En son Oktay Sinanoğlu Platformu’nun çalışmalarıyla “BJK Store”ların isimleri Kartal Yuvası olarak değiştirildi. Ayrıca bildiğiniz gibi Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na ev sahipliği yapan MyShowl büyük bir fedakârlık ile markalaşan ismini değiştirdi. Toplumun isteği ilgililere bildirilince kolaylıkla yanlıştan dönülüyor. Ülkemizde belediye bazında bu meseleye en çok katkıyı Fethiye, Denizli, Malatya ve Isparta belediyeleri yaptı. Mevcut “yabancı isim”li merkezler, işyerleri, ürünlerin isimleri lâyık oldukları Türkçeye çevrildi.

Biz memleketimizi, insanımızı, ülkemizi saf haliyle seviyoruz. Üzerine cilâlı boyaların dökülmesi özgünlüklerinin kaybolmasından başka bir işe yaramayacaktır. Günlük konuşmalarda, yazışmalarda, programlarda, işyerleri isim ve hizmetlerinde, eğitimde ve birçok yerde Türkçenin kullanımına özen göstermeliyiz. Hiçbir yabancı etiket bizi benliğimizden uzaklaştırmamalı. Dükkânımıza yabancı isim vermemiz, çocuğumuza “Jack, Bob, Coni” demekten farksızdır. Etiket etiket üzerine binerse ileride bunları da yaşamamız mümkün.

Şimdi tekrar soruyorum, siz çocuğunuza Coni veya Bob isimlerini verir misiniz?

 

Mehmet Fatih ÖZTARSU


 

Reklam

 

Yazarlar

Mustafa TERCAN

CAMİLERİN DEĞİŞMEYEN MÜDAVİMLERİ

Yazıyı Oku...

Ali YİĞİT

KÖYLÜ PAZARI KURULSUN

Yazıyı Oku...

Esengül AKYOL

O KİM?

Yazıyı Oku...

Haydar ŞAHİN

DARBE

Yazıyı Oku...

Suat GÜLŞEN

KERNEĞİN SUYUNUN AKIŞI GÜZEL

Yazıyı Oku...

Metin CAN

BİREYSEL KURTULUŞUN ŞİFRELERİ

Yazıyı Oku...

Ramazan ASLAN

UYANIŞ

Yazıyı Oku...

Muhammet KARACAN

ZAMANE HANIMLARI

Yazıyı Oku...

Bu yazı 18.12.2010 tarihinde eklendi. Şimdiye kadar 4345 kez okundu.
 
Tüm yazının telif hakkı MalatyaTecde.Net'e aittir...

 
Künye | Yazar Girişi | Yönetici Girişi
© Copyright 2005 - 2011 MalatyaTecde.Net All Rights Reserved
Web Tasarım : Korhan ÖZBEK