Malatya'da Heykellerin Açılışı

1- İnönü Heykelinin Açılışı:

O günlerde Malatya'da bir yarışma düzenlenmişti.Hükümet meydanına dikilecek heykelin kaidesine yazılacak bir cümlelik söz yarışması.Bu yarışmayı Edebiyat öğretmenimiz Melahat Sezer kazı.Hemşerimiz İnönü'nün Türkiye'deki en büyük heykelinin kaidesine tunçtan harflerle şu sözler yazıldı :


"Adın Temiz,Hatıran Aziz Kalacak..."

Lise'nin yanına dikilen Atatürk Heykeli için de şunu düşünüyorlardı :

"Ne Mutlu Türküm Diyene..."

 

Kış geçmiş,ilkbahar gelmişti.günlük,güneşlik güzel bir gündü.Malatya'da bir canlılık,bir heyecan vardı : Heykelleri açacaklardı...

Yıllardır beyaz örtüler altında yapımı sürdürülen heykeller tamamlanmıştı.Yarışmalar düzenlenmiş,vecizeler yazılmış,tüm hazırlıklar bitmişti.Yazın tozdan,kışın çamurdan geçilmeyen kentimizin daracık yolları,sokakları insanlarla doluydu.Şalvarlı şalvarlı,şapkalı şapkalı herifler...Kara çarşaflı,ak çarşaflı,mantolu,eşarplı kadınlar...Çarşaf bulamadıkları için üzerlerinde "Hoş geldiniz" , "Afiyet olsun" sözleri yazılı sofra bezlerine çarşaf gibi bürünen gelinlik kızlar...Yalınayak kimsesiz sokak çocukları.Ve düzenli sıralar halinde kız-erkek öğrenciler akın akın hükümet meydanına gidiyorlardı.İnsan çaresiz kalınca en olmayacak düşler görür; hayaller kurar,en umutsuz zamanlarda en büyük umutlara kapılır.



İşte halk ta böyleydi.Her oluştan bir kurtuluş umuyordu.Sanki heykeller açılınca bütün dertleri bitecek,karınları doyacak,tüm acıları dinecek ve yüzleri gülecekti.

 
Orta yere kocaman bir kürsü dikmişlerdi.Civardaki binalara da bayraklar asılmıştı.Kepenkler indirilmiş,dükkanlar kapanmıştı.Her evin balkonundan bir bayrak sarkıyordu.Herşey tamamdı.

Hoparlörden Davudi bir ses duyuldu :


- Hazır ol...

 


 Bir dalgalanma ve sessizlik oldu.Kürsünün arka tarafında duran bo takımı İstiklal Marşı'nı çalmaya başladı.Öğrenciler de ağızdan katıldılar.Şapkalar çıkmış 33 lük tesbih şakırtıları susmuştu.Kadınlar,bu allı morlu bocuları görmek için kıpırdanıp duruyor,çocuklar,

"Ana beni kaldır,bende bakayım"


diye gürültü ediyorlardı.


   İstiklal Marşı bitince alkış tufanı koptu. "Belediye Reisi kürsüye geliyor." dediler.Bir dalgalanma,bir alkış,bir çığlık...
"Yaşa...Bravo..."
sesleri...Adam şöyle bir heykel gibi durdu,etrafı tepeden aşağı szüdü.Kalın enseli,koca göbekli,iri,ciddi bir herifti.Bir iki kez öksürdü,bir yudum su içti.

Ve konuşmaya başladı : Önce yavaş yavaş girdi : gittikçe sesini yükseltti : bir süre sonra kızardı,coştu,kürsüleri yumruklamaya başladı,boyun damarları şişmişti,bağırdıkça etrafa salyalar saçıyordu.Söylüyor,alkışlanıyor,bağırıyor,boğazını yırtıyordu...

   Halk da coşmuştu.Söylenenlerden pek birşey anladığı yoktu.Amma coşmuştu.Heykel açılacaktı.Bu az iş miydi?...Kocakarılar dualar okuyorlar;

 
"Allah sizin gibileri başımızdan eksik etmesin..Uyy gubban olaaamm..."

diyerek kürsüye doğru üflüyorlardı.Alkış yetmiyordu.Bağıran,çığlık atan,hatta ağlayanlar vardı.

Bu sırada daha önce kurulmuş iskeleye göbekli bir herif çıktı.Merdivene zor tırmanıyordu.Trajik,romantik,dokunaklı bir ses hoparlörden ilan etti :

- Şimdi memleketimizin medar-ı iftiharı,hayırhah zenginimiz,yapım komitesine seksen bin lira vererek heykeli açma şerefini alan ......... .........( filan bey) büyük hemşehrimiz,eşsiz devlet adamı,yer yüzüne gelmeyecek gelmeyecek olan,Türk'ün makus talihini harp meydanlarında yenen,Atatürk'ün en yakın arkadaşı,eşsiz insan İsmet İnönü'nün heykelini açacaklar...

Heyecan son haddini buldu.Alkışlayanlar,çığlık atanlar,birbirine sarılanlar,bayılıp düşenler vardı.Heykel açıldı.Ama umulan olmadı.Dünya yine o dünyaydı.Değişen birşey yoktu.Herkesin hevesi kursağında kalmıştı.Üstelik duygu ve düşünceleri kimbilir kaç tonluk demir kitlesinin altında ezilmeye başlamıştı.


Eşşekten düşmüşe dönmüştük.Birbirimizin yüzüne bakamıyorduk. Alkış tutanlar,çığlık atanlar,ağlayıp dövünenler biraz önceki hallerinden utanır olmuşlardı.

Birisi dırdıra başladı :

- Ne yani...Şuna verilen parayla bir çeşme ya da yol yapılsaydı daha iyi olmaz mıydı ?...


Temiz giyimli,kravatlı bir bay cevap verdi :


- Bu Malatya için bir şereftir,zamanı gelince onları da yaparız...

- Önce onları,sonra bunları yapsak olmaz mı?...Hem söylermisiniz begefendi,heykelin bize ne faydası var ?...



   O söyledi,bu söyledi...Derken bir gürültü koptu.Her kafadan bir ses çıkıyordu.Kimileri biraz önceki enayiliklerinin hıncını çıkarırcasına konuşuyorlardı.Kimi "Faydası var" diyor,kimi "yok" diye dayatıyor,kimi saldırıyor,kimi savunuyor,herkes heykelin faydasını tartışıyor.Savunanlar pek doyurucu bir söz bulamıyorlardı.Heykel ise bir elini göğe doğru uzatmışbu nankör,bilgisiz ve estetik zevkten yoksun kalabalığa tepeden ters ters bakıyordu.

   Evet,ekonomik faydası rahatlıklar tartışılabiliyordu,ama estetik faydasına dokunan yoktu.Birisi buna da bir kulp taktı :


- "Kel başa şimşir tarak..." dedi.

- Biz ekmek bulamıyoruz,estetik bizim nemize ?...Beni pek zevksiz biri sanmayın.Her okulu birincilikler bitirdim,şiirden,edebiyattan bayağı anlarım.(Eliyle heykeli göstererek) Hem söylermisiniz,Allah aşkına,estetik şunun neresinde ?...Dert anlatsan dert dinlemez,aç kalsan ekmek vermez : gece karanlığında aniden karşına çıksa korkarsın..



Kimi güldü,kimi somurttu.Bunu söyleyen pis bir gericiydi.Bir de ilerici bir geveze çıktı.Onu savcılığa şikayet edeceğini söyledi.Etti de...

Demokrasimiz,
"Heykelleri sevdirme kanunu" çıkarmayacak kadar liberaldi.Gerici paçayı kurtardı.

************************************************************

2- Atatürk Heykelinin Açılışına Gidilmesi:


Halk dağılmak üzereydi.Öncekinden daha romantik bir ses hoparlörden çınladı :



Malatya Valisi Ahmet Kınık ( ortada ve en öndeki paltolu olan ), Büyük Şef olarak adlırılan Hemşerimiz, ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ye yaranmak için bu fakir milletin parasıyla heykelleri yaptırmıştır. Bu zat bilahare DP'den milletvekili olmuştur.27 Mayıs 1960 İhtilalinde  Kayseri Valisi iken görevden alınmıştır.
- Şimdi de eşsiz kahraman,insanlık idealinin mümtaz siması,Cumhuriyetimizin kurucusu,Türk devletini yoktan var eden Büyük Atatürk'ün heykelini açmaya gidiyoruz...

   Bu sözler halkı pek te ilgilendirmiyordu.Çünkü samimiyetsizdi.İnönü heykelini hemşehrileri şehrin en güzel alanına dikmişlerdi.Hem de Atatürk'ün heykelinden birkaç misli daha büyüktü.Halbuki Atatürk'ün heykeli kenar bir semtte,Lise'nin karşısına dikilmişti.Bir çeşit yasak savar gibi...

Şehir bosu eşliğinde kalabalık oraya doğru akmaya başladı.Sırtına geçim yükü binen erkekler, "Donanma varmış" diye her zımbırtıya koşan kaygısız avratlar,yüreklerinde aşk acısı çeken genç kızlar,önüne gelene bol keseden dualar okuyup üfleyen şefkatli karılar,kısaca her olaya gizli bir umutla koşan ama umduklarını bir türlü bulamayan işçiler,köylüler,işsizler,dilenciler,hamallar,yeni bir heyecan içindeydi.Öğrenciler düzenli bir şekilde yürüyor,çıplak ayaklı kimsesiz çocuklar da kaldırımda boya ayak uydurarak onları taklit ediyorlardı.Caddeler tıklım tıklım doluydu.Onbinler akıyordu.Halk bu sefer de Atatürk heykelini açma şerefini almaya gidiyordu.

   Bakın ne oldu ?...Yine aynı merasim tekrarlı.Kürsüden sırayla atılan nutuklar,bağırmalar,coşmalar...Alkışlar, "Bravo" sesleri ayyuka çıkıyordu.Bağıranlar,ağlayanlar,bayılanlar vardı.Kocakarılar yine okuyup üflüyorlardı.Milli heyecanla ileriye ileriye yekinen şalvarlıların keyiflerine diyecek yoktu.Kürsüde birisi boğaz yırtıyordu :


- İleri ve medeni Türkiye'yi biz kurduk,onu ileriye,ve en ileri milletlerden daha ileriye götürümek sizin vazifenizdir..İleri...Türk Milleti ileriiii.....


O ileri dedikçe bir grup kimi utanmazlar güya farkında değillermiş gibi önündeki karılara abanıp dayanıyorlardı..

Kürsüden gelen
"İleri...Türk Milleti ileriiii....." çığlığından farklı bir vazife çıkarmışlardı anlaşılan..Bundan dolayı tatsız itişmeler oluyordu.
  Niyayet nefes kesen an geldi :Heykeli gözlerden gizleyen beyaz örtü müzik eşliğinde bir gelin duvağı gibi yavaş yavaş kaldırılıyordu.Heyecan son haddini bulmuştu.Kocakarılar dua ediyordu.Çıplak ayaklı çocuklar bağırıyor,borazanlardan daha kalın sesli "Bravo" cu herifler öndeki karılara daha fazla dayanıyor ve bu mutlu günün heyecanıyla onlara kimse pek aldırmıyordu.

   Heykel yarı yerine kadar açıldı.bir a ortalığı bir sesizlik kapladı.Halk ne olduğunu pek anlayamamıştı.Şu iki çıplak bacak neyin nesiydi ?...Ya şu neydi ?...Yanlış mı görüyorlardı.


   Gençler kıkırdadı.Kocakarıların duaları dudaklarında dondu.Yaşlanmış gözlerini çarşaflarının ucuyla silerek bir daha iyice baktılar.Şalvarlı herifler heykelin kendilerinden daha fazla heycanlanmış olduğunu hemen fark ettiler.Çocuklar büyüklere bakıyor,kimi yaramazlar da anelerine soruyordu.Büyük bir kısım halk da ne yapacağını bilemiyordu.Gözlerini ovuştura ovuştura tekrar baktılar.Yanlış görmüyorlardı.
Atatürk'ün yanında omuzunda bayrak taşıyan çırılçıplak bir oğlan vardı.
  
   Artık o deminki geveze "Estetik bunun neresinde ?" diyemeyecekti.İşte heykelin yarım metre boyundaki estetiği herkesin lafını gırtlağına tıkamıştı.            " Bravoo..." demek için açılan ağızlar kapanıyordu.Alkışlamak için açılan birkaç el havada kaldı.Heykelinki dudakların ve ellerin arasına giriyordu.Halk homurdanmaya başladı.Sabahtan beri "Allah sizi başımızdan eksik etmesin" diye dualar eden kocakarılar,şimdi "Allah belanızı vere" diyorlardı.Tükürüyor,çarşaflarıyla yüzlerini örtüyor ve gitmek için kendilerine yol açmaya çalışıyorlardı.

Hemen kürsüye bir adam çıktı.Koca göbeğini kürsüye dayamış veryansın ediyordu:


- ileri dünya...Uygar uluslar...İnkılaplar...İnkılaplar...İnkılaplar...Atatürk ilkeleri...Altı ok...Laiklik...Devletçilik...Halkçılık...Milliyetçilik...İnkılapçılık...İnkılaplar...Bu bir inkılaptır.Taassubu,gericiliği yıkacak bir inkılap...Tutuculuğu yok edeceğiz..Atamızın emriyle cehaleti yıkacağız...

Bir geveze bağırdı :

- Ata'ya iftira etme.Atamız cehaleti bununla mı yıkın dedi ?

Etrafta gülüşmeler oldu,kürsüdeki bozuldu.

   Geri kafalı halk bir türlü anlamıyordu.Öyle ya inkılap buydu.Kimi utanmazlar

"
İnkılabın o kadarı bizde de var" diyorlardı.

Ama doğrusunu söylemeli :

"Heykelinki başkaydı.Onunki Demirden inkılaptı."

Nutuklar kar etmiyordu.Homurtular,küfürler,gülüşmeler devam ediyordu.

   Altı ok'un anlamını dinleyen de yoktu.Zira heykelinki o okların yedincisi gibi vicdanlara saplanmıştı.Halk bir kez kafayı takmıştı.İnkılabın geri vitesi yoktu.Parola : İleri...Daima ileriydi...İşte heykelinki de ileriye dönüktü...Bo çalınmaya başladı.Kalabalıklar dağılıyordu.İnsan çaresiz olunca olmadık şeyler düşünürdü.Bunlar da artık "Olmaz olasıca" yı düşünmeye başlamışlardı.Kendi dertleri yetmiyormuş gibi bir de heykelinki çıkmıştı.

Sahi ne olacaktı ?...Orada öyle kalacak mıydı?...Onun "Devlet Otoritesi" ile bir ilgisi olabilir miydi ?...Bir kez yapılmıştı.Kaldırmak ( daha doğrusu indirmek ) mümkün müydü?

İyimse kocakarılar söyleşiyorlardı :


- Allah başımızdan eksik etmesin,böyüklerimiz helbet bişey düşünürler.


Deminki geveze dayanamadı :

- Bunu işte böyüklerimiz düşündü...

- Tuh Allah belanı versin...
diyorlardı.

- Utanmaz...Arlanmaz...Terbiyesiz herif...Gominis...


*************************************************************

3- Atatürk Heykelinin Yanındaki Bayrak Taşıyan Genç Heykelinin Hadım Edilmesi Süreci:

Büyüklerimiz elbet bir orta yol bulacaklardı..Birkaç gün sonra yerel gazetede bir yazı çıktı :

- Heykelin organını keselim...


Dediler...


Nasıl kesilirmiş efendim ?...Hangi asırda yaşıyormuşuz ?...Bunu toplumumuzda hazmedemeyenler mi varmış halen (Sanki kendileri hazmedebilirlermiş gibi..) atıp tutuyorlardı..

   O yıl Malatya'nın tüm dertleri unutuldu.Mahalli gazetelerde,kültür derneklerinde,okullarda,sokaklarda,evlerde yalnız bu konu tartışılıyordu.Keselim mi,kesmeyelim mi ?...Bir kez yapılmış...O kadar para dökülmüş...Böylece aylar geçti,mevsimler değişti.

 Ben o zaman ortaokuldaydım.Bizim sınıfın penceresinden heykel görünürdü.Muzip öğrencilere espri malzemesi olmuştu.Bir sabah heykelin etrafında acayip bir faliyet vardı.Ağaçtan kocaman bir iskele kurulmuştu.Bir kişi emirler veriyor,sekiz on kişi sağa sola koşup duruyordu.


Hepimiz merak ediyorduk.N'olacaktı acaba ?...Çok geçmeden mesele anlaşıldı :

Heykelinkini keseceklerdi...Yazık...Birden bire kentimizin yaşamına giren ve yaşamımıza o denli canlılık katan,bu uygarlık simgesi demek kesilecekti.

   Hepimiz pencerelere yığılmıştık.Kesimi izliyorduk.Pek de kolay olacağa benzemiyordu.İri kıyım iki kişi iskeleye tırmı.Aşağıdan kendilerine kocaman demir testeresi verdiler.İşçilerin her biri heykelin bir yanına geçti,testereyi karşılıklı tutup başladılar sürtmeye...Verha sürtüyorlardı.Bizim ilk dersimiz boştu.Olmadık muziplikler yapıyor,bağırıyor,gülüşüyor, tepiniyorduk.İşçilerin başındaki adam bize ters ters bakıyor,birşeyler söylüyordu.Anlamıyorduk...

- Dayan !...Ha gayret !...Yuuuuhhhh !...
 

Kesim işi aralıksız sürüyordu.Kesimciler buram buram terliyor,terlerini silmek için durdukça aşağıdakiler bağırıyor,yorgunluktan kolları düşüyor,yorulanlar iniyor,başkaları çıkıyor ve böylece sürüp gidiyordu.

   O sırada Matematik öğretmenimiz R.Hanım sınıfa girdi.Çok sinirli bir kadındı.Avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmaya başladı :


- Terbiyesizler..Haydutlar...Saygısız herifler...öğretmen böyle mi beklenir ?...Oturun yerlerinize...

- Mümessil,ne bu sınıfın hali ?...Sen burada eşşek başı mısın ?...Gel bakayım tahtaya...



   Ü.T. çok iyi bir çocuktu,İnönü'nün yeğeniydi.Paşa geldikçe onlarda kalırdı.O sanki yalnız bizim sınıfın değil,tüm soyunun temsilcisiydi.Kendine laf söyletmezdi.Ama R. Hanım dinlemiyordu. Ü. çok bozulmuştu.Daha tahtaya giderken kabahati bana yükledi.Shiden de okulun en yaramaz öğrencisiydim.öğretmen bu kez de bana döndü.


- Zeki olmak,çalışkan olmak yeterli değil...İnsan biraz terbiyeli olmalıdır.Şımarık herif...bütün sınıfı sen ayartıyorsun.Haylaz serseri...İt herif...


   Bu sözler bana dokunmuştu.Ayağa kalktım ve aynı perdeden bağırmaya başladım :

- Öğretmenim...Bu gün bize söz söyleme hakkınız yok...Bu gün özelliği olan bir gündür.Bu gün düğünümüz var...Baksanıza,heykeli sünnet ettiriyoruz...
 



Bütün arkadaşlar kahkahayı bastılar.Öğretmen beni dışarıya attı,sonra da disiplin kuruluna verdi.

   Ben sınıftan çıkarken bir gümbütü koptu.Arkadaşlar ister istemez pencereye koştular.Öğretmen de koştu.Kimileri ;


"Ayyy...Kırıldıııı..." diye bağırıyorlardı.

Heykelin organı kesilip düşünce,yerdeki kaldırım taşını kırmıştı...


   Bugün de gördüğümüz gibi organın boş kalan yerini asma yaprağı biçimindeki bir demir parçasıyla kapattılar...Sizin anlayacağınız,heykelimiz hala yarı çıplak orada,yerli yerindedir.Ama artık zararsızdır.Çünki hadımdır... 


METİN KAYNAĞI: Çilenin Böylesi

 

Reklam

 

Yazarlar

Mustafa TERCAN

CAMİLERİN DEĞİŞMEYEN MÜDAVİMLERİ

Yazıyı Oku...

Ali YİĞİT

KÖYLÜ PAZARI KURULSUN

Yazıyı Oku...

Esengül AKYOL

O KİM?

Yazıyı Oku...

Haydar ŞAHİN

DARBE

Yazıyı Oku...

Suat GÜLŞEN

KERNEĞİN SUYUNUN AKIŞI GÜZEL

Yazıyı Oku...

Metin CAN

BİREYSEL KURTULUŞUN ŞİFRELERİ

Yazıyı Oku...

Ramazan ASLAN

UYANIŞ

Yazıyı Oku...

Muhammet KARACAN

ZAMANE HANIMLARI

Yazıyı Oku...

Bu yazı 18.12.2010 tarihinde eklendi. Şimdiye kadar 8658 kez okundu.
 
Tüm yazının telif hakkı MalatyaTecde.Net'e aittir...

 
Künye | Yazar Girişi | Yönetici Girişi
© Copyright 2005 - 2011 MalatyaTecde.Net All Rights Reserved
Web Tasarım : Korhan ÖZBEK